Bugun...
Reklam
Gökteki Türklerle Yerdeki Türkler Birleşti!


Emirhan Yıldız
erolelmas@hotmail.com
 
 

Bu yazacaklarıma pek çok kişinin inanmayacağını tahmin edebiliyorum. Onlara bir şey diyemem çünkü ben de okusam belki de inanmazdım. Ama aşağıdaki anlatacağım olayları fiilen yaşadığım için de  anlatmam lazım. Anlatmak lazım çünkü, tarihe not düşülmesi ve 16 Yıldız’da anlatılanların hikâye olmadığının vurgulanması lazım. Üstelik ben bu yaşadıklarımda yalnız değildim. Tam 80 Kalperenle birlikteydim. Yani 80 de şahidim var.

Kuşkusuz Dünya tarihi için önemli bir gündü. Bu olay, belki yıllar sonra daha değişik anlatılacak ve önemine atıfta bulunulacak. O zamanları da yaşayıp göreceğiz inşallah…

Olayın üzerinden henüz birkaç saat geçti. İlk duygularımı sizlerle paylaşmak istedim. Sonra belki unuturum bazı yerleri. Hangilerini anlatmalıyım, hangilerini anlatmamalıyım? Bazılarını tüm açıklığı ile anlatmak, mücadeleyi zaafa düşürebilir, bu yüzden ben size şöyle ana hatları ile olayı, yaşadıklarımı  özetlemek istiyorum.

Öncelikle burada yazdıklarımı daha iyi anlamak ve anlatılanların önemini kavramak için değerli ağabeyim Oktan Keleş’in; “Deruni Devlet-Kutsal Halı, Kulbak Bilge ve Kopuz Ata’yı” okuyup, özümsemek gerekiyor.

Burada da yine biricik rehberimiz Oktan Abi. Onun belirlediği tarih ve yerde 80 Kalperen buluştu. Türkiye’nin  çeşitli illeri ve yurt dışından gelen dostlarla buluşuyoruz. Sanki yıllar evvel bir görevi başarmış ve yıllar sonra tekrar bir görev için toplananlar gibiyiz. Herkes hasretle birbirine sarılıyor. SIRLAR KAHVESİ ekibi büyüklerimizin heyecanını duyuyoruz. Binlerce kilometre yol aşıp, bu insanlar niye bir araya geliyor? Onları birleştiren ne?

Ne demişti mana büyüğümüz: “Kalbi Birleşenler…”

Kalbi birleşenler yani Kalperenler  Oktan Keleş ağabeyleri ile buluşup, önce onun köy evine misafir oluyorlar. 80 Kişi bu evde nasıl yiyor, nerede yatıyor diye merak ediyor köylüler. Oysa zamanın ve mekânın genişlediğini biliyor olmalılar...

Kesilen kurbanları, yenen yemekleri yapılan hizmeti görmeniz gerek. Belki arkadaşlarım o ayrıntıları anlatırlar, ben konuyu uzatmadan anlatmak istediklerime gelmek istiyorum.

Yola düşüyoruz. Gideceğimiz ve olayların yaşandığı yeri özellikle yazmayacağım. Oradan ÖTÜKEN olarak bahsedeceğim.

Yola koyuluyoruz tam 22 araç 80 kişi. Bir düğüne gider gibi içimiz heyecan dolu. Kasabalardan, köylerden geçerken herkesin dikkati bizim konvoyumuzda.

Yerleşim yerleri yavaş yavaş aşağılarda kalıyor, gökyüzü ve biz varız. ÖTÜKEN’deyiz. Bir süre sonra araçlar da çıkamıyor. Arabaları bırakıp, eşyaları sırtlayıp, dik yamaca tırmanıyoruz. Ayakta durması zor olan bu yamaç hepimizi yoruyor. Yaklaşık yarım saatlik tırmanıştan sonra Oktan Abi bir alıç ağacının hemen altını işaret ediyor: “Yerimiz burası, burada kamp kuracağız!”

Terden sırılsıklam olmuş Kalperenler, hava ağır ağır kararırken, eşyalarını indirip, soluklanıyorlar. Organizasyon müthiş. Bu organizasyonun tıkır tıkır işlememesinde kuşkusuz Dernek Başkanımız Yener Dursun ve yönetiminin büyük çabası var. Onlardan Allah razı olsun.

Hava kararıyor ve etraf sessizliğe gömülüyor. Aşağılar uçurum gibi, başımızda gökyüzü…

  


Dr. Hamdi kardeşimizin  ezgileri gecenin sessizliğini bozuyor. Hep birlikte ona eşlik ediyoruz. Sonra sazı Oktan Keleş abim alıyor; “Gel gidelim Ötüken’e” diyor,  80 kişi ona eşlik ediyor. Bacıbeylerimiz hemencecik sandviçler hazırlayıp, Kalperen kardeşlerinin açlıklarını gideriyorlar. Zafer hocam ta Samsun’dan semaverini sırtlayıp getirmiş, 1700 rakamlı tepede  bize semaver çayı ikram ediyor. “Bu çayın değeri parayla ölçülmez” diyorum, herkes gülüyor.

Sonra Oktan Abi, yayını ve okunu alıyor, yanında birkaç Kalperen, “Tavşan avlayacağız” diyor. Yay ve okla, tam da karanlık çökerken tavşan avlamak… Kimse ihtimal vermez bu ava.

Biz de zaten ihtimal dışıyız, o yüzden Dünyanın dengesini değiştiriyoruz…

Yaklaşık yarım saat sonra elde tavşan geliyorlar. Oktan Abi tek okla tavşanı avlamış. Herkes şaşkın…Sonra kocaman ateş yakılıyor ve etrafında toplanıyoruz. Oktan Bey tavşan etinin pişirilmesini istiyor. Tavşan eti pişince uzun bir dua yapıyor. Yolculukta kendisinden bir kanser hastası için dua istenmişti. O etten  ağır bir kanser hastası olan kişiye götürülmesini söylüyor  Kemal'e. Demek ki dua ettiği tavşan eti o kişi içinmiş, diye düşünüyorum.

Aşağıda gündüz 38 derece olan sıcaklık 10 dereceye düşmüştü. Herkes kazak, mont giyiyor, battaniyelere sarılıyor.

Aslında direk meseleyi anlatmak istiyordum ama özellikle gelemeyen kardeşlerimiz için oradaki atmosferi de yazmamak olmaz. O yüzden bu girişi yazdım.

Sohbetler, şakalaşmalar devam ederken saatler 24.00’ e geliyordu. Ogün ile Ali Rıza kaman ayini yaptılar ve herkes  pür dikkat onları izledi. Sonra Oktan Abi: “Sırtüstü  yatın ve gökyüzünü izleyin” dedi. Gökbürü gibi uluyarak gecenin karanlığını deliyordu sesimiz.   

Biraz sonra Oktan Abi ardıç ağacının sağında bir şeyi işaret etti. Herkesin dikkati oraya çevrildi. Saat 00.15 gibiydi. Tarih 29 Temmuz’dan 30 Temmuz’a dönmüştü. Oktan Abi elinde fener, önümüzdeki duvar gibi tümseğin üstüne arkayı dolanarak çıktı. Bizim 3 metre kadar önümüzde olan karartı ile buluştu. Karartı yavaş yavaş topraktan çıktı, gittikçe büyüdü ve ayağa kalktı. Oktan Abi feneri tutunca  bize 3 metre mesafede olan o karartıyı herkes çok net gördü. Oktan Abi feneri zaman zaman yakıp söndürerek gelen kişiyi bize gösteriyordu. Feneri uzun süre yaktığında herkes görmüştü: Kulbak BİLGE’yi. Çağlar öncesinin KUTLU kişisi, bizleri ziyaret etmeye gelmişti. Acaba sadece ziyaret mi?

Oktan Abi ile Kulbak BİLGE birbirlerine sarıldılar. Doğrusu görülmeye değer bir tabloydu. Rüzgarda Kulbak Bilge'nin ak saçları bir bayrak gibi dalgalanıyordu. Sonra Kulbak Bilge asasını kaldırarak Kalperenleri selamladığında heyecandan ölmek üzere olan bizlerin heyecanı iyice  doruğa çıktı. Herkes "Huuuuuuuu...." diye Gökbürü gibi uluyor, ataları Kulbak Bilge'yi selamlıyordu. Kalperenlerin hu seslerine bazılarının sevinç gözyaşları karışmıştı. Sesimiz gecenin sessizliğinde, kim bilir nerelere ulaşıyordu?

Sonra yukarıda başka kişiler daha  vardı. Toplam üç kişi  gelmişti. Diğer ikisini de belki Oktan Abi bizlere ilerde açıklar. Yaklaşık 5-6 dakikalık bu buluşmadan sonra Oktan Abi ardıç ağacının yanına doğru koştu. Ben de gruptan ayrılarak zifiri karanlıkta onun gittiği yöne doğru yöneldim. Biraz sonra  tümsekten indi Oktan Abi. Sesi telaşlıydı ve bana:

“Kulbak Bilge dedi ki: Birazdan gökyüzünde çok büyük bir savaş olacak. İnenler olacak. Belki içinizden birini alacaklar,” dedi. Bunları duyunca benim şaşkınlığım ve heyecanım daha da arttı. Oktan Abi: “Herkesi uyar, yatsınlar, ışıkları söndürsünler ve gökyüzünü seyretsinler. Sakın gruptan ayrılan olmasın, ses çıkarmayın!” dedi.

Grubun yanına gelince ben Oktan Abi’nin uyarılarını sessizce ilettim ve fenerleri söndürüp yere yatıp, gökyüzünü seyre başladık. Bir yandan da gökbürüler gibi sessizce “huuuuuuuuuuu……” diyorduk.

Yazın bu tarihi: 30 Temmuz saat 00.40 gibi gökyüzünde daha önce hiç görmediğimiz büyük araçlar dolaşmaya ve vuruşmaya başladılar. Sağdan soldan, karşıdan büyük projektörler,  devasa uçan cisimler…Hani halkın UFO diye bildiği cisimler. Herkes donmuştu. Oktan Abi sık sık sık grubu uyarıyordu. “Şerli grup bizi arıyor, bizimkiler de bizi koruyor, sakın ha yüksek ses çıkarmayın, ışık yakmayın!”

Filmlerde bile göremeyeceğimiz sahneleri yaşıyorduk. Oktan Abi “etrafımızın sarıldığını” söyleyerek yanına Kemal’i alarak elli metre kadar aşağı gitti. Herkes dua ediyordu.

Az sonra iki karartının bize doğru yaklaştığını gördüm. Oktan Abi ile Kemal olduğunu düşünerek kalktım  onlara doğru yürüdüm. Oktan Abi  Kemal’i işaret ederek : “ Yardım et, grubun yanına götür” dedi. Kemal’i tuttum, koluna girdim. Kemal kendinde değildi, sayıklıyordu: “Onlarda neydi, ne iğrençtiler, her yerden iniyorlardı, yüzleri üçgen gibiydi….” gibi bir sürü şey söylüyordu. Gruba seslendim: “Kemal’i yatırın ve su verin.” Kemal şoka girmişti. Gökyüzündeki mücadele de olunca hızıyla sürüyordu. Bazı cisimler aşağılara inmiş, çok büyük projektörlerle etrafı tarıyordu. Oktan Abi kısık sesle sürekli uyarılarda bulunuyordu: “Yere yatın ve sakın ses çıkarmayın, fener, cep telefonu ışığı kullanmayın” diyordu. Herkes nefesini tutmuş, gökyüzündeki bu savaşı izliyordu. Sanırım bir saat kadar sürdü bu durum. Sonra Oktan Abi herkesi kontrol etti.

“Bugün tarihi bir ana tanıklık ettiniz. İlerde sizleri yazacaklar” dedi.

Gökyüzündeki Türkler ile yeryüzündeki KALPERENLER ilk defa toplu olarak o gece bir manada karşılaştılar. Gökyüzündeki atalarımız bizleri korumak için mi inmişti o gece, yoksa başka bir sebeple mi? Bunun  da cevabı Oktan Abi'de.

NASA, elbette bu olayı takip etti. “Onların NASA’sı varsa bizim de MASA’mız var.” Demişti Latif Baba.

Bizim MASA’mız, bütün KAİNAT!

Ey Türk!

Kıymetini bil.

O geceyle ilgili yazamadıklarımı da inşallah Oktan Abi’den dinleriz. Bütün ayrıntılara o vakıf. Ben sadece gördüklerimi aktarmaya gayret ettim. Ayrıca o gün orada bulunan 80 Kalperen kardeşlerimiz  de eminim neler hissettiklerini, neler yaşadıklarını yazacaklardır.

Oktan Abi bu yaşanan  olaylardan önce o bir televizyon kanalının Türklerle ilgili belgesel çekimi için söz verdiği  “Kadim Türkler” ile ilgili ilk defa yayınlanacak sırları açıklamıştı. Serdar kardeşimiz o belgeselde yayınlanacak bölümü çekti. 

Oktan Abi'nin o belgeselde kullandığı  bir  söz ile yazımı burada bitiriyorum:

“TÜRK, ALLAH’IN YANINDA OLAN KİŞİ DEMEKTİR!”

 

Eyvallah…. 



Bu yazı 121 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI