Bugun...
Reklam
HACI BEKTAŞ-HUBBİ-HUBYAR


Erdoğan Pamuk
erdoganpamuk@hotmail.com
 
 

Ömrüm yeter mi bilmem? Yetmeyeceği kesin de birileri bitirir nasılsa! Hikmet bu! Bulgularımızı biz yazalım da…

Hoca Ahmet Yesevi’nin tarikat silsilesi: Mansur Ata-Hakîm Süleyman Ata-Sufî Danişmend-Süksük/Süzük Ata-İbrahim Ata-İsmail-İshak Hoca zinciridir. Zaman içinde Nakşibendîlik ve Hafız Mehmet Dedemin iltisaklı olduğu Halvetilik ile karışmış görünse de burada kaynağımız, adını son zikrettiğimiz İshak Hoca’nın Hadikatül Arifîn kitabıdır.

Başlıktaki ulu kişiler, araştırma ve köşe yazılarımda sıkça konu edilmekte, bu yüzden ilgili pek çok soruya muhatap olmaktayım. Bu kusurumu hep yüzüme vuruyorlar ve anlaşılan her okuyucumu, konuyla ilgili temel bilgilere sahip sanmaktaymışım!

Yani misal için: Hacı Bektaş ve arkadaşlarının Anadolu’ya görevlendirilmesini sanki ilk mektep talebesine anlatır gibi anlatmalıymışım! Çünkü kaynağım olan Vilayet-nâme isimli eserin Abdülkadir Gölpınarlı çalışmasını, sağlamlığıyla beraber,  herkesin okuduğunu sanmaktaymışım! Buyrun öyleyse:

“Hacı Bektaş Veli, ertesi gün, gün doğumunda, Hâce Ahmet Yesevî’den izin alıp yola düştü. Orada bulunan erenlerden biri ortada yanan ateşten bir odun alıp Rum ülkesine doğru fırlattı. Rum’daki erenler ve gerçeklerden biri bu odunu tutsun, Türkistan erenlerinin, Rum’a er gönderdikleri, erenlere malum olsun dedi. O odun, dut ağacıydı. Konya’da Emir Cem Sultan’ın halifesi Hak Ahmet Sultan dutu,  Hacı Bektaş Tekkesinin önüne dikti. O ağaç hâlâ durur. Yukarı ucu yanıktır…”

Bir kere Rum dediği Anadolu’dur. Metinde Hünkârın Anadolu’ya görevli gönderilmesi ve bu gelişin evvelkilerce bilinmesi gereği anlatılıyor. Görev ise Anadolu’nun Türkleştirilmesidir. Yurt edilmesidir. Alıntı üzerinden çok şey anlatılır da burada yarısı yanmış odun /esevinin fırlatılması simge anlatımdır. Zaten Vilayet-Nâme/ Velâyetname,  destansı; şimdikilerin anlayacağı terimle “sürrealist” anlatımdadır ki Rıza Çavdarlı merhumun bu konudaki görüşlerine katıldığımı Bektaşi Sırrı başlıklı yazımda ifade etmiştim.

Çırak sözü, bildiğimiz çırak,  Azerbaycan şiirinde ışık olarak kullanılıyor. Çıra ve çerağdan gelmedir sanırım. Bütün çıraklarımız, ışıklarını Sn Suna Veliyeva’dan naklettiğimi bilsinler isterim.

Anadolu’da Hacı Bektaş’ı bekleyen 57 bin Rum Ereni ve başlarında Karaca Ahmet olduğunun Velâyetname kaydına dikkatinizi çekerim. Bu durum Çavdarlı’nın öne sürdüğü “Türk Ocaklı Hacı Bektaş’ın Anadolu Şube Örgütünün başına görevlendirildiği” savını güçlendirmektedir.

Öte yanda Güvenç Abdal için atılan esevi/ucu yanık odunun Çepni Türkmenleri için Gümüşhane-Kürtün-Taşlıca köyüne;  Hubyar Sultan için atılan esevinin, Beydilli Türkmenleri için Tokat-Almus-Hubyar köyüne düştüğü; 12 Hizmetten Kapıcı Güvenç Abdal ve Hubyar Sultan’ın Hacı Bektaş dervişlerinden olduğu gayet açıktır. Hubbi Hoca’nın ise Türkistan’da kayıplara karışıp Karadeniz Çepnileri arasında ortaya çıktığına dair anlatılar vardır. Burada asıl üzerinde durulması gereken ve Karadeniz Çepnilerinde aynen kullanılan, yarısı yanmış odun ESEVİ sözü ile YESEVİ Ocağı arasındaki organik bağın izah edilmesi sorunudur. Görüldüğü gibi sadece Y harfinin düşmüş olması mümkün müdür?

Hubbi Hoca’dan bahsedince onun dört mimini not almışım. Mim dediğimiz, Hz Peygamberin simgesi olup “hayata mim penceresinden bakmalı.”  Merhum Yaşar Nuri Öztürk Ashabı Mim’den başka Ashabı Ayın, Hz Ali’nin simgesi ve Ashabı Sin ise Selmanı Farisi’nin simgesi harflerle, ilmiye sınıfını üçe ayırıp Hurufiliğe açıklık getiriyor. Hubbi Hocanın dört mimi ise:

Mendup-İyi görülen,

Mahbub-Güzel bulunan,

Mergub-Beğenilen,

Matlub-İstenilendir.

Şu geçen yazımdaki “Rızık endişesi taşımamak, Ecel korur!” meselesi soruldu. Eski kaynaklarda birçok varyetesi bulunan, mesela Şeyh Sadi Şirazî’de de rastladığım:

Bir dervişin yolu ormana uğramış ve yatan bir tilki görmüş. Tilki kendinden kaçamayınca tilkinin ayaklarının olmadığını fark etmiş. Merakla bu zeki hayvan bu haliyle ne yer, ne içer? Düşüncesiyle pusuda beklemeye başlamış. Birazdan bir aslan gelip avını oracıkta yemiş ve artıkları yatan tilkiye kalmış. Derviş bu ya! Gördüklerini “-Rabbim rezzaktır. Bu sakat tilkinin bile rızkını ayağına yolluyor” deyip bir köşede miskin miskin tefekküre dalmış. Günlerce beklemiş, ne bir tas çorba veren, ne bir yudum su uzatan oluyormuş. Açlıktan gözlerinin feri gitmiş, kımıldayamaz olmuş. Ve şeyhi görününce ahvalini anlatmış ya, azarı da yemiş: “Yatan tilki olacağına, ayağa kalk aslan gibi ol! Var gücünle çalış! Herkes senden istifade etsin! Senden artanı yesin!”

Konuyu toparlayacak olursak,  Azerbaycan ziyaretimizde Bakü-Beylekan yolunda karşımıza çıkan Hubyarlı yerleşiminin levhası! İlk aklıma gelenler; Türkistan’dan Anadolu’ya  Hubyar Sultan göçünün konak yeri , zincirin halkaları ve Erdebil Sufileri….

Gitmeli, gitmeli! Azerbaycan Hubyarlı’ya, mekânda araştırmaya mutlaka ama kısmetse gitmeli…



Bu yazı 226 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI