Bugun...
Reklam
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI


Fatih Gökgöz
fatih.gokgoz.0606@gmail.com
 
 

Hastalıklı bir vatan… Köylü yoksul, devlet aciz. Devlet yönetiminin, yakılıp, yıkılan şehir ve köylere müdahale etmeye gücü yok. Cehalet halkın iliklerine kadar işlenmiş. Erkeklerin yaklaşık yüzde 7’si okuma-yazma bilirken bu oran kadınlarda binde 4’tür. Okuma-yazma bilenlerin çoğu gayrimüslimlerdir. Halkın içinde manda ve himayeyi savunanlar büyük çoğunlukta. Ahırdaki ineğin nüfus sayımlarında sayılıp da, kadının dikkate alınmayıp nüfus sayımlarında sayılmadığı, cehaletin kimlikleştiği bir dönem.

Karayolları bitmiş, 4 bin km civarında demiryolu var. Demiryollarının tamamı yabancıların kontrolü altında. Ne karayolları ne demiryolları devletin ve halkın ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlilikte değil.

Ülke içinde birlik ve beraberliğe dair eser yok. Çarpık eğitim sistemi her görüşten insan yetiştirdiği için her kafan başka bir ses çıkıyor. Halk kime inanacağını bilmiyor. Halkın devlete olan inancı bitmiş durumda, kurtuluşu başka devletlerin boyunduruğu altına girmekte görüyorlar.

Ülkenin Doğusunda feodalite hâkim durumda. Ağa, paşa, bey, şeyh, şıh, efendi mandayı kabul edip rahat içinde halkı sömürürken, halk yoksullukla mücadele edecek güce bile sahip değil. Fakirlik insanların kanına işlemiş. İnsanlar var olan tüm inancını yitirmiş, kendilerini güç zannettiği insanların vicdansız ellerine teslim etmiş… Bunlar yetmiyormuş gibi bir de tefecilik ülke genelinde hâkim olmuş, sülük gibi halkın vücuduna yapışmış.

Tarım bitmiş. Uygulanan gümrük politikalarından dolayı yerli tarımın yerini ithal ürünler almış. Köylünün geneli topraksız. Toprağı olan köylünün hayvanları sığır vebasından dolayı bir bir  ölüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Gayrimüslimlerin yoğun yaşadığı bölgeler haricinde moderrn okul yok. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor ve bu hastalıklar bir bir insanımızın canını alıyor. Üç milyon insanımız trahomlu, sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgını halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hastadır. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyor.

Sanayi Devrimi kaçırıldığından dolayı ileri teknoloji adına hiç bir şey yok.  İhtiyaç dâhilinde olan her ürün ithal ediliyor. Başka devletlere bağımlılık devletin iliklerine kadar islemiş. İtilaf devletlerinin boyunduruğu altına girmek kurtuluş olarak görülüyor. Egemenlik, bağımsızlık, devlet onuru, halkın huzuru, güvenliği, adaleti gibi kavramlar çoktan unutulmuş.

İnsanlar, savaşlardaki başarısızlıklardan ve yönetimin hatalarından dolayı devlete olan inançlarını kaybetmiş. Cesareti başka devletlerin kölesi olmakta görüyorlar. Devletin gelecek adına ne vizyonu kalmış ne de kendine biçtiği bir misyonu… Tüm yaşanan bu olaylara karşın yönetim, halkını bu sefillikten kurtarmak yerine kendini itilaf devletlerinin himayesi altına sokup, koltuğunu koruma telaşına düşmüş durumda.

İşte, Mustafa Kemal Atatürk, böyle bir zamanda yaktı kurtuluş meşalesini. Yokluk içinde, her şeyden çok sevdiği askerlik mesleğini kaybetmek pahasına yaktı kurtuluş meşalesini. Mondros’un, Sevr’in, ezilen halkının, yok olmaya yüz tutmuş milletinin hesabını sormak için yaktı kurtuluş meşalesini.

Mustafa Kemal Atatürk; Amasya genelgesiyle vatanın bağımsızlığını, birlik ve bütünlüğünü tüm dünyaya ilan etti. Erzurum ve Sivas Kongreleri’yle kurtuluş mücadelesi tüm Anadolu insanına mâl edildi. Vatanın ve milletin birlik ve bütünlüğünün temelini attı. İtilaf devletlerinin İstanbul Hükümeti’ni dağıtmasının ardından, Türk Milleti’nin bağımsızlığının temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisini açtı.

23 Ağustos 1921 yılında başlayan, 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi’nde Anadolu’yu iyiden iyiye benimseyen Yunanlar bozguna uğratıldı. Sakarya bozgunu atlatamamış olan Yunan ordusu Kocatepe’den başlamak üzere bozguna uğratılarak İzmir’e kadar kovalandı. Nihayet, 19 Mayıs 1919’da başlayan bağımsızlık mücadelesi 30 Ağustos 1922 yılında başarıyla sonuçlandı.

Bizler ulusal egemenliği ve kayıtsız şartsız bağımsızlığı kendine ilke edinmiş ataların torunlarıyız. Bugün, yok olmasına kesin gözüyle bakılan bir milletin şahlanma yıl dönümüdür. Geçmişte olduğu gibi bugün de cehaleti kendine kimlik edinmiş insanlar ne kadar görmezden gelseler de, dünyanın önünde saygıyla eğildiği lider Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun silah arkadaşları yeniden millet olabilme bilincini bu zaferle bizlere kazandırdılar. Bizlere bu zaferi armağan eden, hepimize hak ettiğimiz hakları tekrar veren, o günden bu güne insan gibi yaşayacağımız vatan topraklarını bizlere emanet eden Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet, minnet ve özlemle tekrar tekrar anıyorum. Son söz olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü seven herkesin içindeki Atatürk’ü görmesini diliyorum.

TARİHİ MARŞ

İzmir Marşı

İzmir’in dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orda sırmalar saçar
Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

İzmir’in dağlarına bomba koydular
Türk’ün sancağını öne koydular
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana

İzmir’in dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları bağrıma bastım
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana

Peygamber kucağı şehitler yeri
Çalındı borular haydi ileri
Bozuldu çadırlar kalmayın geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım yerim
Allah’ından utansın dönenler geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1)TARAKÇIOĞLU, Cengiz Önal, Doğumundan Ölümüne Atatürk



Bu yazı 245 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI