Bugun...
Reklam
BİR TURNE MACERASI


Feyzullah Budak
feyzullahbudak@hotmail.com
 
 

Hemen belirteyim ki, başlıkta sözü edilen “Turne” ifadesi yaygın bir şekilde anlaşılabileceği üzere ses veya tiyatro sanatçılarının yaptığı “Anadolu Turnesi” anlamına gelmiyor. Maliye Bakanlığı’nın merkez denetim elemanları da yaz aylarında bir program gereği Ankara dışına çıktıkları birkaç aylık “Teftiş Programları” için “Turne” tabirini kullanırlar. Buradaki “Turne” işte o anlamdadır.
Yıl; 1979. Maliye Bakanlığı’nda Stajyer Muhasebat Kontrolörlüğü görevimin ikinci yılı  tamamlanmış ve üçüncü yıla girmişiz. İlgili mevzuat gereği ilk iki yıl tecrübeli üstadlar refakatinde “stajyer” olarak çıktığımız yaz teftiş programına bu yıl “yetkili Stajyer” sıfatı ile üstadsız çıkacağız ama tecrübe noksanımızı dengelemek için Bakanlık, bir dayanışma ve yardımlaşma tedbiri olarak ikişer kişi birlikte teftişe çıkmamız şeklinde bir yöntem belirlemiş. Benim teftiş için gideceğim ilk ünite Ağrı Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü ve yanımda da İstanbul Grubundan promosyon arkadaşım Mustafa Günay olacak. (Bizim mesleğimize aynı sınav ile ve aynı dönemde girenler bir “promasyon” olarak adlandırılır) Mesleğe giriş sınavı sonuçlarına göre Mustafa’dan daha kıdemli olduğum için, yine ilgili mevzuat gereği teftiş programını yürütme (yani işlere liderlik etme) sorumluluğu benim üzerimde.
Mustafa Ağrı’ya İstanbul’dan gelecek. Ben ise önce Sivas’a gidip eşimi Sivas’a bıraktıktan sonra oradan Ağrı’ya geçeceğim. O yılarda cep telefonuyla haberleşmenin rahatlığı henüz hayatımıza girmemiş. Dolayısıyla her şeyi önceden net bir şekilde planlayıp, belirgin hale getirmemiz gerekiyor.
İlk iş olarak Vezne sayımı ve teftiş başlangıç günü için belirlediğimiz 7 Haziran tarihinden bir gün önce en geç akşam vakitlerinde ama her halükarda gece yarısını geçirmeden Ağrı’da buluşacağımız bir otel belirlememiz gerekiyordu. Yine o zamanlarda şimdiki internet imkanları olmadığı için bilenlere sorduk ve Ağrı’da kalınabilecek tek otel olan Kılıçaslan Oteli’nde buluşmayı kararlaştırdık.
Ben eşimle birlikte Sivas’a gidip orada birkaç gün kaldıktan sonra Sivas’tan Ağrı’ya direkt bir otobüs bulamayınca önce Erzurum Otobüsünden bilet aldım. Erzurum’dan da Ağrıya otobüs bulamayınca bu kez Kars’a giden bir otobüse bindim. Amacım Horasan Kavşağı’nda inmek ve oradan Ağrı’ya gidecek bir vasıta bulmaktı. Bu yolculuğun ayrıntılarını ve o gece Ağrı’ya ulaşabilmek için yaşadıklarımı yazsam küçük bir kitap olur ve bu yazıda onun için yerimiz yok.
Bu meşakkatli başlangıçtan sonra meslek hayatımın en ibret verici olaylarından birini de yine Ağrı’da yaşadım. Aradan geçen kırk yıla yakın zamandan sonra eğer hafızam beni yanıltmıyorsa adının “Remzi” olduğunu hatırladığım ileri yaşlardaki veznedarın hem işleri çok düzgün ve hem de veznesindeki ortam pırıl pırıldı. Çoğu yerde gördüğümüz gibi paraları kasasının raflarına veya çekmecesine öylece koymamış, para muhafazası için özel bir kutu yaptırmıştı. Küçük bir tepsi ebatlarında olan bu kutunun bir tarafı kağıt banknotlara ayrılmış ve o bölüm de yüzlük, yirmilik, onluk vs. banknotların her biri için kendine özel küçük kutucuklara bölünmüştü. Diğer taraf ise madeni paralara ayrılmıştı ve bu bölümde yine 1 liralık, 50 kuruşluk, 25 kuruşluk vs. madeni paralar, her biri için özel olarak ayrılmış kutucuklar içerisinde kendilerine mahsus kadife keseler içerisinde ağızları büzülüp bağlanarak muhafaza ediliyordu.
Kayıtlarla varlıkların uyumu da göz kamaştırıcıydı. Hesaplarda ve defterlerde kayıtlı en küçük küsüratlar bile ağzı büzgülü ve düğümlü kadife keselerden kuruşu kuruşuna tam olarak çıkıyordu. Veznedar Remzi’nin bir kamu görevlisi ve bir insan olarak davranışları da fevkalade idi. Yani her türlü kritere göre en büyük takdiri hak ediyordu. Ama tüm bu güzelliklere rağmen orta yerde çözülmesi gereken bir problem vardı ki o da Veznedar Remzi’nin günlük sakal tıraşını ihmal etmesiydi. Denetim süresince Remzi Beyi çok nadiren o gün sakal tıraşı olmuş vaziyette gördük. Genellikle birkaç gülük sakalla daireye geliyordu.
Bunun dışında her şeyiyle mükemmel olduğu için veznedarı bu konuda uyararak, onu incitmeyi göze alamıyordum. Bir gün arkadaşım Mustafa Günay’a konuyu açtım ve bu hususta veznedarı uyarmasını ümitsiz  bir şekilde rica ettim. Dediğim gibi ümitsizdim, nitekim Mustafa Günay;
Program sorumlusu sensiz, dolayısıyla bu zor işi senin yapman lazım, dedi.
Doğrusu zor bir durumdu. Veznedarı incitmek istemiyordum ama denetimin tek amacı da hata bulmak değil, gereken konularda eğitici olmak ve idareyi iyileştirmekti. Sonunda bir gün sorumluluk üstlenerek veznedarı odama çağırdım. Diğer tüm yönleriyle bu kadar mükemmel olan bir veznedarı bu konu sebebiyle incitme endişesi içerisinde lafı dolaştırmaya başladım;
Remzi Bey, Vezne işlemleriniz çok düzgün, sizi kutluyorum. İşinizi çok güzel yürütüyorsunuz. Şimdiye kadar gördüğüm en tertipli, en düzenli veznenin veznedarı sizsiniz. Bir devlet memuru ve bir insan olarak davranışlarınızı da takdirle izledik… Tabii ki memuriyetin gerekleri sadece vezne işlemlerinin veya davranışların düzgünlüğünden ibaret değil. Bu işin giyim - kuşam…  ve… saç sakal bakımı gibi yönleri de var…
Lafı ustaca istediğim yere getirmeyi başardığımı düşünüyordum ve bundan sonra da “her sabah işe gelirken sakal tıraşı olmanın erkek memurlar için bir zorunluluk olduğunu” söylemek üzereydim ki… Remzi Bey lafı ağzımdan aldı;
Tabii öyledir efendim! Biz bu konuda babamızdan eğitimliyiz. Rahmetli babam da tapu memuruydu ve çok çok titiz bir insandı. Rahmetli hiç aksatmadan haftada iki kere sakal tıraşı olurdu. Ben de bunu hiç aksatmam…  Çok dikkat ederim… Tabii ki çok önemli!
Konu anlaşılmıştı. Veznedar Bey, yaşadığı ortamda haftada 2 kez tıraş olmayı, bizim her gün tıraş olmayı zaruret görmemizden de üstün prensipli bir iş olarak algılıyordu. Diğer tüm iyiliklerinin hatırına onun bu dünyasını yıkmak istemedim ve söylemeyi planladığım şeyi söylemedim. İyi ki de öyle yapmışım!
Bir hafta sonra denetim programı bitip personel ile vedalaşırken yanımızda Defterdar ve Muhasebe Müdürü olduğu halde Vezne’ye girdik. Remzi Bey’e tekraren teşekkür edip, vedalaştık. Veznedar Remzi vedalaşma esnasında;
Ne oldu efendim, denetim bitti mi, şimdi gidiyor musunuz? Dedi.
Evet Remzi Bey! Denetim bitti gidiyoruz ve düzgün işleriniz sebebiyle de sizi ayrıca tebrik ediyoruz, dedim.
Remzi Bey kısa bir süre yüzüme baktıktan sonra yavaşça kollarındaki kollukları çıkarıp masanın üzerine koyarken;
O halde ben de bugün emekli oluyorum beyim, dedi…
Hepimiz şaşırmıştık. Geri döndük ve bu ani kararın sebebini sorduk. Cevap bu milletin gerçek mayasını ortaya koyan bir ahlak dersi gibiydi;
Beyim 28 yıllık devlet memuruyum. Tam 24 yıldan beri de burada devletin parasını pulunu, kıymetli ayniyatını koruyorum ve kaydını tutuyorum. Tam 24 yıldan beri Ankara’dan birilerinin gelip benim burada namusumla çalıştığımı ve devletin varlıklarına şerefimle sahip çıktığımı görmesini bekledim. İşte geldiniz ve gördünüz. Şimdi içim rahat ve ben artık emekli oluyorum…
Çok duygulanmıştım ve içimden “İyi ki sana günlük sakal tıraşı konusunu hiç açmamışım güzel insan, iyi ki senin duygularını incitmemişim” diye geçirdim. Devletin en merkezi yerlerinde ve en tepe noktalrında her sabah sakal tıraşı olup, akşama kadar devleti soyan bunca soysuza rağmen sen ücra bir köşede 24 yıldan beri devletin parasına namusuyla sahip çıkarken, Ankara’dan birilerinin gelip görerek bunu bilmesini sabırla bekleyen ve bu arada haftada iki kez tıraş olmakla gurur duyan ne güzel bir insanmışsın…



Bu yazı 577 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI