Bugun...
Reklam
Ankara'nın En Yüksek ve En Yüce Tepesinde Hüseyin Gazi ve Alevilik Üzerine- SÖYLEŞİ


Karibe Baysal
karibebaysall@gmail.com
 
 

Ankara'nın En Yüksek ve En Yüce Tepesinden...

Ankara'nın en yüksek ve en yüce tepesi olan, Alevilerin vazgeçilmez durağı Hüseyin Gazi Tepesi'ni ve burada bulunan Hüseyin Gazi Türbesi ile birlikte Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı'nı ziyaret ederek, vakfın başkanı Gülağ ÖZ ile Hüseyin Gazi ve Alevilik üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.              (Hüseyin Gazi Türbesi, Cemevi ve Mescit Yerleşimi)   

Ankara’nın içinde en yüksek tepe ya da dağ Hüseyin Gazi dağıdır.  Burası hem maddi olarak yüksektir hem de manevi olarak yücedir.  Burada Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi’nin türbesi var.

    Bir Pazar günü Hüseyin Gazi’deyim. Önce türbeyi ziyaret edip; ardından burada merkezi bulunan Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı Genel Başkanı Gülağ Öz ile söyleşi yaptım.

Burada türbenin karşısında cemevi ile mescit yan yana. Pazar günleri cem yapılıyor. Ziyaretçilerden namaz kılmak isteyen olursa diye dernek mescit de yaptırmış.

                           (Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Gülağ ÖZ)

Şimdi Sayın Gülağ Öz’e ilk sorumu soruyorum.

Karibe BAYSAL: Sayın Öz, anladığıma göre siz alevisiniz. Neden cemevinin karşısına mescit de yaptırdınız?

Gülağ ÖZ: Hüseyin  Gazi Seyyitlerdendir. Yani Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın ve Hz. Ali’nin soyundan gelenlerdendir.  Ehli-beyt  evladıdır.  Aleviler için Ehli beyt temel konulardan olmakla birlikte, kimi sünniler de bu türbeyi ziyarete gelirler. Bu sebeple mescit de yaptık. Biz Pazar günleri burada cem yapıyoruz.  Bugün hava şartları uygun olmadığı için yapmadık.

Karibe Baysal: Bize Hüseyin Gazi hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Gülağ ÖZ: Alevi inanç ve kültürünün Anadolu'da yayılmasına önemli katkılar sağlayan ulu erenlerden biri de hiç kuşkusuz Seyyid Battal Gazi'nin babası Hüseyin Gazi Sultan'dır. Seyyid Battal Gazi gibi yiğit, cesur ve bilge kişiliğiyle tanınan ve Ankara (Hüseyinova) gözcüsü olarak  bilinen Seyyid Hüseyin Gazi'nin türbesi ve makamı, Ankara'nın, kendi adıyla anılan Hüseyingazi Dağı' nın zirvesinde bulunmaktadır.

Hüseyin Gazi’nin gömütünün Ankara’da olmasında bütün kaynaklar birleşirken bazı kaynaklarda Çorum Alaca ilçesindeki makamını göstermektedir. Bu konuda Sır Charles burasını bir kilise olarak tanımlarken şu bilgileri de aktarır. Alaca’daki Şahmaspur Tekkesi Bektaşi yönetimi altında yarı harabe bir yerdir. Yine bir batılı yazar Hamilton ise bu yerin Selçuklu tekkesi olduğunu belirtir. Ayrıca bu tekkenin Konya medresesi şeklinde planlandığını da ifade eder.

Evliya Çelebi, 1671-72 tarihlerinde yaptığı Anadolu gezilerinde, Hüseyin Gazi'nin Dagındaki makamını ziyaret ederken, Malatya'lı Seyyid Battal Gazinin Babası olan bu zatın İmam Hüseyin soyundan ve sadakatı kiramdan olduğunu, burada şehit olduğunu ve O'nun namına yapılan bu dergahta kırk, elli bin kişinin bir araya gelip cem olduklarını belirtir. Tarihsel kişiliğiyle menkıbevi kişiliği birleşen ve daha çok menkıbelerde yer alan kahramanlıklarıyla tanınan Hüseyin Gazi'nin, Emeviler döneminde Ehl-i Beyt'e karşı yapılan zulüm ve haksızlıklar sonuncu Anadolu'ya gelip yerleştigi söylenir. Bazı söylentilere göre ise, Abbasi Hükümdarı Harun Reşid döneminde( 786-809) Anadolu'ya gelip Bizanzslara karşı yapılan seferlerlerde büyük kahramanlıklar gösterdiği, Ankara kalesini de ele geçirmek için düşmanlara karşı savaşırken, bugün ki mekanının bulunduğu yerde şehit düştüğü ve daha sonra evladı Battal Gazi'nin babasının intikamını almak için ordu komutanını öldürdüğü söylenir.

Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişinde doğrudan doğruya Battal Gazi Türbesi çevresinde konaklaması ve burasını sahiplenmesi, ardından Hüseyin Gazi’nin şehit düştüğü yeri bulup buraya bir türbe yaptırması da halk arasında söylenegelen sözlerdir.

                                                      ( Hüseyin Gazi'nin Türbesi)

Karibe BAYSAL: Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı’nın amacı nedir?

Gülağ ÖZ: Öncelikle Hüseyin Gazi’yi tanıtmak istiyoruz. Ama yaptığımız  etkinliklerin ana konusu Aleviliği ve Alevilik çevresinde oluşan kültürü ülkemizde tanıtmak,Sünni yurttaşlarımızın Alevilik hakkında çok yanlış ve yetersiz bilgilerin olduğunu biliyoruz. Bunun doğurduğu bir takım sıkıntıları da aleviler olarak yaşıyoruz. Biz inancımızın ve kültürümüzün gereği olarak kimsenin inancına, dinine ya da dinsizliğine; hangi mezhepten olduğuna ya da olmadığına değil, insanlık değerlerine bağlı olup olmadığına bakarız. Bu temelde mensubu bulunduğumuz inancın toplumumuzda iyice anlaşılması için çalışıyoruz.

                                            ( Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı Dergisi)

 

Karibe BAYSAL: Peki bunun için neler yapıyorsunuz?

Gülağ ÖZ: İlmi toplantılar yapıyoruz.  Anma günleri, seminerler ve benzeri çalışmaların yanın da bu konuşmanın sonunda size de örneklerini vereceğim bir dergi çıkarıyoruz. Dergimizin adı “YOL”. Bu dergiyi incelediğiniz zaman sizde göreceksiniz ki; bilim değeri yüksek araştırma yazıları yer alıyor. Ayrıca size yaptığımız çalışmalara bir örnek olarak, yayınlamış olduğumuz “KERBELA VE HZ. HÜSEYİN” adlı kitaptan bir nüsha sunuyorum.

Karibe BAYSAL: Hz. Hüseyin neden önemli?

Gülağ ÖZ: İmam Hüseyin Hz. Muhammed’in çok sevdiği torunudur. Onun gözbebeği gibi koruyup kolladığı tek evladı Fatma’dan doğan küçük oğludur. İslam peygamberinin çok sevdiği varlığı olarak onun yanında yaşamış, onun terbiyesini almıştır. Hüseyin’in büyüğü de İmam Hasan’dır. İslamiyet’in ilk yıllarında peygamberle onca savaş ve düşmanlık yapan, peygamberin çevresinin hızla büyüdüğünü gören, kendisinin hiçbir zaman galip gelemeyeceğini anlayan Ebu Süfyan oğlu Muaviye gelecek yönelik planlarını İslamiyet’i seçmekte bulmuş; peygamberle barış yaparak planlarının uygulanmasına kavuşmuştur.

    İslam devleti içerisinde ne hassas yerlerde görev elde eden Muaviye, peygamberle yapılan savaşlarda elde edemediği başarıyı İslam içerisinde elde etmiştir. Bu arada gelecek hesaplarını da yaparak Emevi sülalesini devlet içerisinde önemli yerlere yerleştirmeyi başarmıştır. Halife Osman’ın halifeliği Emevi sülalesi için büyük zaferin önemli bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü bu dönemde Muaviye, Şam valisi olarak büyük ölçüde güç kazanmış; bulunduğu alanda hükümdar gibi davranmış ve büyük servetler elde etmiştir.  Halife Osman’ın ölümü, onu görevden almasına yetmediği gibi, İmam Ali’ye savaş açarak halife gibi davranmıştır.  İmam Ali’nin öldürülmesi ile Muaviye’ye gelecek kapıları rahatlıkla açılmış; elde ettiği servetle Hz. Muhammed’in ailesini yok etmede kullanılmaya başlamıştır. Öncelikle Hz. Ali’nin oğlu, peygamberin büyük torunu İmam Hasan’ı zehirleterek öldürmüş; tartışmasız kendisini halife yapmıştır. Bununla da yetinmeyip oğlu Yezit’i kendinden sonra halife olarak bırakmayı başarmıştır. Yezit, babası Muaviye kadar eli kanlı bir katil olarak Kerbela’da peygamberin sevgili torunu İmam Hüseyin’i katlederek kanlı Emevi devletinin başında rakipsiz olarak kalmıştır.

Asıl sorun bundan sonra başlamış; Peygamber’in kuruduğu İslam devleti artık başka alanlarda hüküm sürmüştür. O kanlı tarihin çizdiği yolda mazlumlar ve zalimler var olmaya devam etmiştir. İmam Hüseyin’in katliamı nefretle karşılanmış, önlenemeyen Yezit nefreti ile İmam Hüseyin sevgisi birlikte bu günlere gelmiştir. Dünyada bitip tükenmeyen Hüseyin sevgisi ülkemizde de bütün kesimlerce unutulmadan devam etmiştir. Her yıl muharrem ayında etkinlikler düzenlemiş, oruç tutulmuş, aşure dağıtımı yapılmıştır.  Onu unutmayan toplum olarak imam Hüseyin ve dönemi olan Kerbela ile ilgili Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı, her yıl çeşitli ülkelerin bilim adamları ile bir araya gelerek çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Karibe BAYSAL: Uzun ve kapsamlı açıklamanızdan ötürü teşekkür ederim. Uygun bir zamanda ceminize katılmak isterim. Acaba Alevi olmayan birisi için bu mümkün müdür?

 

Gülağ ÖZ: Bu soruyu otuz yıl önce sorsaydınız…

Karibe BAYSAL: Otuz yıl önce ben daha doğmamıştım…

Gülağ ÖZ: O zaman şöyle cevap vereyim. Bu soru eğer otuz yıl önce sorulsaydı maalesef mümkün değildi.  Ama zamanla süreç değişti, toplum değişti ve biz de değiştik. Bugün cemlerimiz izlemek isteyen herkese açıktır. Söz gelimi Yakutistan’dan gelip 

cemimizi izleyenler oldu.

 

Karibe BAYSAL: Sizce Alevilik nedir?

 

Gülağ ÖZ: Alevilik, bir bakıma “Alicilik” demektir. Gerçekte Türkçesi de Aliciliktir. İslam peygamberinin ölümünden sonra Müslümanlar iki ana yola ayrılmışlardır. Bunlardan birincisi; halifeyi ve sahabe denilen peygamberimizin dostlarını dinde rehber edinen ve gelişerek zaman içinde Sünnilik yollarını meydana getiren anlayıştır. İkincisi yani Alevilik ise; peygamberin Kadir-i Hum denilen yerde hacdan dönüşte Müslümanlara, dünya ve din işlerinde yönetici ve önder olarak Ali’yi ve onun soyundan gelenleri görevlendirdiğine inanan Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ı bu peygamber buyruğunu dinlemeyen ve Ali’ye verilmiş görevi gasp eden olarak gören akımdır. Biz, bizim için Ali’nin İslam devleti başkanı olması olayı aynı zamanda adaletin, görevlerin ehlilerine verilmesinin başka inançlara hoş görünün yerleşmesini sağlayacağı için de önemliydi. Ayrıca İmam Ali, filozoftur ve bilgindir.  Eğer İslam toplumlarında  Ali anlayışı egemen olsaydı, bugün Müslümanlar bilimde ve uygarlıkta dünyanın önderi olurlardı. Ayrıca Alevilik bir anlamda Türk- Müslümalığı demektir. Bizim inanç temellerimizde ve ibadetimizde eski Türk inancının devamı vardır.  Biz insanı kutsal biliriz ve ibadetimizin temeli insana hizmettir.  Cemlermizde yaptıklarımız eski Türk töresinden gelen uygulamalardır.  Tanrı bizim için sonsuz varlığın kendisidir. Buna İslam’da “Vahdet-i vücut” denilmiştir.

      Söylediklerimin iyi anlaşılması için Sünni kaynaklarda da anlatılan bir olayı hatırlatmak istiyorum.

Bir grup Yahudi alim, birinci halife Ebu Bekir’e gelirler ve “Allah nerede?” diye sorarlar. Ebu Bekir “Arşın üstünde” diye karşılık verir. Yahudi bilgin “Yani yeryüzünde yok mu?” deyince Ebu Bekir sinirlenir ve “Bu sözler kafir ve zındık sözleridir! Buradan kalkıp gidin; yoksa sizi öldürürüm!” der.

Yahudiler bu olayı anlatıp, Müslümanlık ile alay ederler.  Bunu duyan İmam Ali, bu Yahudi bilginleri çağırır ve der ki: “ Sizin ne sorduğunuzu ve size nasıl cevap verildiğini biliyorum. Cevabı bir de benden dinleyin. Allah evreni var etmiştir ve O, her yerdedir. O’nun bulunmadığı hiçbir yer yoktur. Ama O, hiçbir özel yerde değildir”.  Yahudi bilginler İmam Ali ile yaptıkları bu söyleşiden sonra Müslüman olurlar.  İşte Alevilerin inandığı Allah inancı da budur. Eski Türk inancındaki Tanrı inancı da böyledir. Bizim için İslam’ın, ahlak ve erdem yönleri çok önemlidir.

 

Yunus Emre’nin şu sözleri de bunu anlatır:

“Sen sana ne istersen başkasına da iste

Dört kitabın manası budur eğer var ise.

Bana sorsan aklı eren Kabe mi yeğ, gönül mü yeğ?

Ben derim ki gönül yeğdir, gönüldedir Hak durağı.

Yunus der ki ey hoca, istersen var yüz hacca

Hepsinden iyice bir gönüle girmektir”

Bunlara benzer verebileceğimiz daha nice örnekler var. Bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum.

Karibe BAYSAL: Sayın Gülağ ÖZ, Aybekgazete.com olarak kıymetli vaktiniz bize ayırdığınız için teşekkür eder; çalışmalarınızda süreklilik ve başarılar dileriz. Manevi kültür ve inanç değerlerimizin kaybolmaması için sizlere çok ihtiyacımız var. 

       ( Cemevi Dedesi Cemal Mutluer)



Bu yazı 479 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI