Bugun...
Reklam
Samelerin inancı


Kürşat Yılmaz
kursaty1919@gmail.com
 
 

Geçen yazımda tanıttığım Same halkının inancı, eski Türk inancı olan Tengricilik ile çok benzerlik göstermektedir. Kendileri de bu olgunun bilincinde olup eski dinlerinin Sibirya’daki avcı milletlerin inançlarından geldiğini belirtmektedir. Orta Asya ile olan bağlar dil, din ve kalıtım dallarında da görülmektedir. Same dili, Ural-Altay dil öbeğinin Batı kolundan gelmektedir, Fince ve Macarca ile akrabadır. Kalıtımsal olarak da Sibirya ile akrabalıkları olması, bu inancın Sibirya’dan Kuzey Avrupa’ya göçler vasıtasıyla taşındığını göstermektedir. Samelere ait kalıntıların en az 10 000 yıl öncesine kadar gitmesi ve bu topluluğun yalıtılmış bir coğrafyada yaşamış olması, Samelerin inancının çok eskilere dayandığını işaret etmektedir.

Sameler, 16 ve 17 yüzyılda İsveç Kilisesi’nin yoğun baskıları altında kalmış ve bu baskılar sonucunda Hristiyanlaştırılmışlardır. 1685 yılında İsveç Kilisesi Sameleri zorla Hristiyanlaştırma kararı almıştır. Bu karar sonrası, Sameler’in kurban ve adaklarını sundukları kutsal yerler yıkılmıştır hatta törenlerde kullandıkları davullar yakılmıştır. İnancı devam ettirenler yönelik  para, hapis ve idam cezası uygulanmıştır. İnancın kamları olan noydlar yakılarak idam edilmiştir. Çocuklar geyik sürülerinde hayvancılık yapmaktan  alı konulmuş, okula ve kiliseye gitmeye mecbur bırakılmışlardır. Zorla Hristiyanlaştırılmalarının sonucu olarak, M.S. 17 yüzyıla kadar halk arasında yaşayan bu eski inanç hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olamıyoruz. Fakat inancı gizli olarak devam ettirenlerin süregeldiği  bilinmektedir.

Same inancında atalar kültü çok önemli bir yere sahiptir. Sameler, Hristiyanlığın Tanrı’sından çok Papazların atalar kültüne saldırmasından rahatsız olmuşlardır. Yani daha çok Tanrı düşüncesine değil, Papazların atalar kültünü yok etmeye çalışmasına tepki göstermişlerdir. Same inancında, atalara saygı göstermek çok önemli idi. Ataların ruhlarının, günlük yaşamın içinde onlarla var olduğuna inanıyorlardı. Ataların ruhlarının hastalıkları iyileştirmede, yaşamda karşılaşılan sıkıntıları gidermede ve yakınlarını korumada yardımcı olduklarına inanırlardı. Misyonerlerin inancın bu bakış açısına saldırması ve zorla Hristiyanlaşmanın etkisi sonucu, günlük yaşamda çok yer kaplayan atalar kültü yok olmuştur. Bu yok oluşun sadece inanç olarak değil, kültür ve günlük yaşam tarzı konusunda da Sameleri büyük bir boşluğa düşürdüğü belirtilmektedir.

Same inancında doğa kutsaldır. Bu inançta dağlar, göller ve su kutsal kabul edilmektdir. Bazı bölgelere kutsal alanlar olarak kabul edilmiş, bazı alanlar da yasaklı görülmüştür. Ruhların varlığına ve öteki dünyaya inanç vardır. Sayve (saajve) denilen insanların görmediği ama istedikleri zaman insanlara görünen varlıklara inanılır, kanımca saajveler İbrahimi dinlerdeki meleklere denk düşen varlıklardır.

Sayvelerle (saajve) ilgili anlatılan bir söylenceye göre Same bir adam sayve olan bir kız ile evlenir. Evliliğin koşulu olarak, geyik sürülerinin güdülmesi ve nerede otlayacağına sadece kadın karar verecektir. Aksi taktirde kadın kendi topluluğuna geri dönecektir. Günlerden bir gün kadının sürüleri çok hızlı güttüğünü gören ve bunun sonucunda geyiklerin ayaklarının kırılmasından korkan kocası, karısının hızı düşürmesi ve sürüleri sakince gütmesi için bağırır. Yani kadının işine karışmış olur. Bunun üzerine kadın, ‘seninle anlaşmamıza uymadın, artık seninle yaşayamam ’ der ve kaybolur. Herkese görünmeyen  ve özel güçleri olan bir varlığın anlaşmaya uyulmayınca kaybolması söylencesi size neyi anımsatıyor? Bu söylenceyi duyunca benim aklıma Kuran’daki Musa ile Hızır kıssasının geldiğini itiraf edebilirim.

Samelerin kamları olan noydlar davul çalarak kendinden geçer, yani ruhu yüceltme haline geçerlerdi. Noydların bu şekilde dünya ile ruhlar alemi arasında iletişim kurduğuna, zaman ve mekan içinde yolculuk yapabildiğine inanılırmış. Bu şekilde sorunların çözülmesi ve hastalıkların iyileştirilmesi konusunda yardımcı olurlarmış. Bir nevi dini yönleri dışında sağıltıcı yönleri de olduğunu söyleyebiliriz.

Noydların kullandığı davullara işlenen çeşitli damgalar oldukça ilginçtir. Genellikle ren geyiği derisinden yapılan davulun şekli  yumurta gibi yuvarlaktır. Davulun kenarları halka olarak işlenir, bu halka  evreni (kosmosu) simgelermiş. Halkanın içinde çeşitli simgeler ve resimler vardır. Bu  resimler geyik, çadır, güneş ve insan gibi bilinen varlıklar olabilir. En büyük tanrı olarak kabul edilen Güneş genelde her davulda bulunurmuş. Ayrıca gamalı haç olarak bilinen svastiska ve benzeri simgeler de bu davullarda kullanılmıştır. Bu davullar eşliğinde sevgi ve ilişkileri anlatan yuyk (jojk) denen türküler söylerlermiş.

Evrensel tabakalaşma üst, orta ve alt olarak ayrılırmış. Bu da galiba bir nevi Dünya, Cennet ve Cehennem inancı olarak algılanabilir. İnsan da bu inancın merkezinde imiş. İnsanın hem göklerin ve hem de bu dünyanın parçası olduğuna inanılırmış. Yaratılış söylencelerine göre Redi (Raedie) denen yaratıcı tanrı oğlu ‘çift boynuzlu’ anlamı taşıyan Şorviredi’ye (Tjåervieraedie) bir ruh yaratması için güç ve yetki verdi. Şorviredi yarattığı bu ruhu Madteraka (Maadteraahka) denen anatanrıçaya bırakır. Madteraka bu ruhun çevreleyen bir beden yaratır ve bu bedeni, Madteraya denen (Maadteraaja) atatanrıçaya bırakır. Madteraya oluşan insan embriyosunu içine alır ve Güneş’in çevresinde dolanıp gün ışınlarını içine alır. Yaratılıştan sonra doğumaun anlatımına geçilir. Madteraka’nın kızlarından Saraka’nın (Saaraahka) kız çocuklarını, Yüksaka’nın (Jueksaahka) da erkek çocuklarını yarattığına inanılırmış. Çocuk doğduktan sonra Öksaka (Oksaahka) denen ölüm tanrısı tarafından korunduğuna inanılırmış.

İnanca göre anatanrıça Madteraka,belirli taş yığınlarında bulunurmuş. Kadınlar, bu taş yığınlarına canlı horoz adak ederlermiş. Taş yığınlarında ibadet ve adak vermenin Moğolistan’da devam ettiği bilinmektedir. Moğolistan’da bu yerlere yüksek veya yığın anlamı taşıyan obo denilmektedir. Saraka’nın  ise ateşli yerlerle bulunduğuna inanılırmış. Saraka’ya insanlar yedikleri ve içtiklerinden sunarlarmış. Doğum tanrıçası olması sebebiyle bu tanrıçaya, hem kadın hem de erkekler tarafından ibadet edililirmiş. Saraka aynı zamanda od (ateş) tanrıçası olarak da bilinmektedir. Kuzey Sibirya’da halen, ateş tanrısına oldukça saygı duyulduğu bilinmektedir.

Görüldüğü üzere Samelerin inancı, Tengri inancı ile oldukça örtüşmektedir. Ne yazık ki elimizdeki veriler genelde o toplum dışından olan araştırmacıların yazdıklarıdır. Umarım ki birgün Akay Kine gibi değerli insanlar onlarla iletişim kurar ve bu insanları eski inançlarına çağırabilir.

Kürşat Yılmaz

19.6.2017 

Samelerin kam davulu



Bu yazı 1558 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI