Bugun...
Reklam
EĞİTİMDE “UCU AÇIK” SORULAR


Osman Erenalp
osmanerenalp@hotmail.com
 
 

Milli Eğitimi bugünkü duruma getirenler sonunda başarısız olduklarını kabul etmek zorunda kaldılar. Bunu deme cesareti gösterenler olmuştu daha evvel, izi tozu kalmadı hiçbirinin. İcabına bakıldılar hepsinin tek tek.  “Biz demedik,  kendileri dediler”.

Padişahın çok sevdiği bir atı varmış. Seyis başını çağırmış;

 “Al bu ata iyi bak. Sakın ha öldü deme. Dersen kendini öldü bil”  demiş.

Seyis başı atı teslim almış. Bir müddet ona güzel güzel bakmış. Gel zaman git zaman at hastalanmış ve ölmüş.  Kara kara düşünüp dururken padişah atı merak etmiş. Seyis başını çığırmış.

- Atın durumu nedir seyis başı?

-At uzanmış yatıyor padişahım.

 -Başka ne durumdadır?

-  Kulaklarını da yere sermiştir.

- Başka başka.?

-Nefes de alıp vermiyor.

 - “öldü” desene şuna bre sersem?

-Ben demedim billahi, siz dediniz.

 Değilse kimin haddine…

            Peki, ne gibi bir çareler düşünülüyor bu konuda? Sınav sistemi değiştiriliyor. “Ucu açık” sorular getiriliyor. Onunla da tıkanmanın önü açılmaya çalışılıyor. Kiminle yapılacak bütün bunlar? Buna sebep olanlarla. Onlar yerlerini koruyacaklar. Sizin anlayacağınız bozanlarla düzeltilmeye çalışılacak yeniden. Kafa aynı, kadro aynı. Ortada hesap kitap yok. Hangi plan, hangi program la onu bilen yok.  “Yarının sahibi Allah” anlayışı ile.

***

Padişahın biri de kim atına uçmayı öğretirse onu servete boğacağını, ancak öğretemezse kellesini alacağını” ilan etmiş memlekete duyurmuş. Kelle girince işin içine kimse bu işe yanaşamamış. Her nasılsa biri çıkıp cesaret göstermiş;

  “Beş yıl süre verirseniz ben bu işe varım” demiş. Anlaşma sağlanmış. Atı teslim almış, geri sayım da başlamış.

Meraklıları ona sormuşlar;

-Nasıl olacak peki bu iş?

            Adam cevap vermiş;

-.Beş yıla daha çok var. O zaman kadar ya at ölür, ya padişah ölür, ya da ben…

***

Sorunların ucu kapanmadan, soruların ucunu açmak ölçme değerlendirmedeki çıkmazdan bizi kurtarır mı?  Onu uygulamada göreceğiz. “Son kararımız” denilip de  yeniden değiştirmezlerse tabi ki.

Hep denir ya; “Ülkeler yöneticileri kadardır” diye.  Kurumlar da öyledirler. Eğitim yönetenlerimizin durumları ortada.  “Eğitimin öznesi” olan öğretmen yetiştirmedeki durum da ortada. Son çeyrek asırda 433 ayrı kaynaktan öğretmen alımı yapıldığı tespitini yapmıştı merhum H.H.Tekışık. Çağdaş Eğitim Dergisinde. Kaynak suyuna sel suyu başka sular karıştırıldı,  bileşim bozuldu. Mesleğin genleriyle oynandı. “Resmi ideoloji”, “tek tipleştirme”, kaldırıyoruz diyerek göz önünde oldu bütün bunlar.  Öğretmen Okulları son mezunlarını 42 yıl önce verdiler ve kapatıldılar. Eğitim Fakülteleri beklentileri karşılayamadılar.   

Yetiştirilmeden mezun ediliyor öğretmen adayları.

Yönetim erkinin belirledikleri otuz kitabı okumaları, otuz da film seyretmeleri karşılığında asil öğretmenlik hakkı elde etmeleri önerilmişti çare olarak, bundan iki yıl evvel.  Kim okudu, kim seyretti onu bilen de takip eden de yok.  Eğitim müfettişleri boşa çıkartılmış durumdalar. Okullarda denetim yok.  Haydi sorunun ucunu açık bıraktınız diyelim. Öyle soru  var  ki cevabın da ucu açık olacak. Her biri ayrı mahalleden, ayrı kaynaktan gelme, kamplaşma kutuplaşma girdabına girmiş bir kadro.  Hangi öğretmenin değerlendirmesini ölçü alacaksın. Onun yetişmesi de üç yıllık beş yıllık iş değil. Bugün başlasan bir sonraki nesle yetişir ancak.  

“Hepsini (İH)a(L)e ettik. Ucunu kapattık. Cevapları da sabitledik” deniyorsa o başka. Derdi eğitim olana başka dert gerekmez bu ülkede. Madem ucunu açtınız konunun kapatmayın da konuşalım  biraz daha…



Bu yazı 46 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI