Bugun...
Reklam
“PEYGAMBERE SAYGI” ADINA…


Osman Erenalp
osmanerenalp@hotmail.com
 
 

Bizim caminin alt cemaat mahallinde, minberin tepe noktasıyla,  duvar arasına sıkıştırılmış, üzerinde  “Şecere-i Nesl-i Pâki Muhammedi” yazılı bir tablo. Çürümeye yüz tutmuş çerçevesi yaşı hakkında bir fikir veriyor bize.  Yıllardır durur, kimsenin onu oradan almak aklına gelmez. Cesaret edemez ya da. Niyet okumak diyeceksiniz belki ama bizce ikincisi. “Efendimize saygısızlık olur” Kaldırıp nereye koyarız? Ellemeyelim, dursun..? düşüncesi yani...

  Kuran’a da elimizi dokundurmaz ya. İşlemeli kaplıklarda, duvarlarda tutarız. Kuran yazısı diyerek her Arapça yazıyı yerdeyse kaldırır alırız ya… . 

Aynı anlayış ve aynı yersiz iyi niyet.

Yok birbirinden farkı.

Bunu konuşalım istedik bugün.

“Türk Müslümanlığı…”  Var mıdır böyle bir şey?

Soruya soruyla karşılık verelim.

O varsa, Arap Müslümanlığı da vardır. Acem Müslümanlığı da vardır. Bunlar milletlerin kendi kültürlerinden dinlerine taşıdıklarıdır. İslam’ın, imanın şartları gibi temel konularla ilgili değildirler.  

Hz Peygamber “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” demiştir.  Güzel olanın korunması yaşatılmasından tabi bir durum yoktur. İslam kimsenin adını, alfabesini, dilini, ismini değiştirmemiştir.  Millet tanımı içinde kültürün yeri, önemi büyüktür.  Sadece onunla millet olmuşlar vardır.  Her kültürün kendi güzellikleri vardır.  Türk kültürü de engin ve zengindir bir kültürdür.  Onun içerisinde “Hz Peygamber sevgisi” özel bir yer tutmaktadır.  Türkler hakkında birçok hadisin bulunduğu da bilinmektedir. Şair; “Budur peygamberin övdüğü Türkler/Ya Allah Bismillah Allah-u ekber” derken bunu kasteder. 

Peki, bunun haklılık payı nedir?

O övgüyü hak ettirecek neler yapılmıştır şimdi de ona  bakalım.

T.C. Nüfus kayıtlarına bakılırsa “Muhammed” adının orada en çok konulan isim olduğu görülür.   Türk Milleti onu “Mehmet’e” çevirmiş ve açık ara birinci sıraya oturtmuştur.  Hemen her evin  bir Mehmet’i vardır.  Bununla da yetinmemiştir. Askerine “Mehmetçik”, kışlasına da “Peygamber Ocağı” demiştir. Ona ‘Nat-ı şerif”ler yazmıştır.  Şiire merakı olan, inançlı her Türk’ün bu konuda  şiir denemesi olmuştur. Süleyman Çelebi Mevlidinin bir benzeri daha yoktur.  “Muhammed” adı her anıldığında insanımızın eli kalbine gider. “Kalbimizdesin” demez, “kalbimizsin” der adeta. Temiz, karşılıksız sevgidir o ve süreklidir.  “Kutlu Doğumum Haftası” da bunun göstergesidir ve bize aittir. 

(Onu “siret”e çevirmenin iyi niyetle izah edilir yanı yoktur. “Hafta” son yıllarda bilimsel araştırma, ilmi sonuçlara ulaşma, Peygamber sevgimizi güncelleme hedefinden sapmıştır.  Belediyelerin şovuna, adam toplayıp siyasilere nutuk attırma, gövde gösterisine dönüştürülmüştür, bu başka meseledir)

Bir virgül koyalım buraya, geçelim oradan -sözüm ona- o sevgi adına, Peygamber adı kullanılarak dünyalık edinmelere.  Peygamber istismarına, onunla aldatmalara.

Tevafuktur tam da ben bunu düşünürken bir program çıkıyor karşıma (Türkmeneli TV).   “İslam ve Hayat”.  Hadis ve Sünnet konuşuluyor. Konuşmacılar tanıdık simalar. Ankara İlahiyat Fakültesinin dekanı, Hadis Profu İsmail Hakkı ÜNAL.  Diğeri –yapımcısı- aynı Fakültenin

Mezhepler Tarihi hocası, Prof. Hasan ONAT. Biri sınıf, diğeri devre arkadaşım. 

Programdaki konuşmalardan birkaç cümle; 

***

“İstismar”, ürün elde etmek,  semeresini görmek demektedir. İstismarcı onu yapmaktadır. Dini, bugün siyasi, ticari maksatla kullananlar vardır.   Yanmaz kefenler, sakal suları satılmaktadır.

***

Her doğruyu Hz Peygamber dememiştir.  Birilerinin çıkarına hizmet, ona işaret eden hadisler Peygambere yalan isnadıdır. Bunlar Peygamberi yetersiz görüp onu tekrar kullandırmak isteyenlerdir. Kurana ters olan hadis olmaz. Allah Resulü Kurana muhalefet etmez. Kurana muhalefet edenden Allah resulü olamaz.

***

Hz Peygamber bize tıp öğretmek için gelmedi. Din öğretmek için geldi (İbn-i HALDUN)

(Peygamberin yediği içtiği giydiği kişiseldir. Gülsuyu kullanmak, öğlen uykusu, yemeğe tuzla başlamak. Beyaz ve yeşil giymek kabak yemek. Kahvaltıda yedi zeytin yemek. Aynaya bakınca dua bunlar yirminci asır uydurmalarıdır).

 

***

Rüya, ilmin kaynağı değildir. “Kıyamet tacirlerinin”, “medya vaizlerinin” sözlerine inanmayın. “Zahitler” ve “sofiler” bunlar en tehlikeli “hadis uydurucularıdır.”

***

Müslüman’dan istenen “düzgü insan” olmak, “salih amel” işlemek,  “iyi muamele sahibi, iyi insan” olmaktır.

***

İslam Dünyasının perişanlığı “cehalet”, “çıkar” çatışması ve başkalarının aleti olmaktan kaynaklanmaktadır.

***

İslam tarihinde, İslam’ın, günümüzdeki kadar kötü temsil edildiği bir başka devir de olmamıştır (İ.H.ÜNAL)

***

Geride bıraktığımız ondört asırda Müslümanlar hiç bu kadar  İslam’a zarar vermediler.  (H.ONAT)

***

(Şimdi anlaşıldı mı “ham softa, kaba yobaz” takımının Ankara İlahiyatın Müslümanlığını neden makbul saymadıkları…  Hoşaflarının yağı kesmekteler çünkü’

Özetle: Allah- Peygamber adı kullanılarak, kulu aldatabilirsiniz.. Ancak hiçbir zaman Allah ve onun Resulünü aldatmak mümkün olamayacaktır. Bu husus ayetle ve  sünnetle de sabittir.Onunla noktalayalım.

***

“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın

                                                 (FATIR SURESİ, 5)

 “Her kim, söylemediğim şeyleri bana isnâd ederse Cehennem’deki yerine hazırlansın!”

                                            ( BUHÂRÎ, İLİM, 38)

***

Kuran’ı,  aklı, dışlamayan, temiz pak, Allah ve Peygamber sevgisi eksilmesin üzerinizden, üzerimizden…

Bu Ramazan ve her zaman…



Bu yazı 319 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI