Bugun...
Reklam
Noktaları Birleştirmek - 5 - Maxwell’in Elektromanyetizması


Yasin Murat Yiğit
ymuratyigit@gmail.com
 
 

Mekanikçi bakış açısının tıp bilimlerine ve sosyal bilimlere uygulanmaya başlanmasıyla Newton’cı ‘dünya makinesi’ görüşü çok daha karmaşık hale gelmiş ve modelde birtakım tıkanıklıklar başgöstermeye başlamıştır. Aynı zamanda bilim dünyasında ortaya çıkan yeni buluşların ve yeni düşünme yöntemlerinin de etkisiyle Newton modelinin zayıf noktaları kabul edilmeye başlanmış ve bu durum 20.yüzyıldaki bilimsel devrimlere zemin hazırlamıştır. Bu önemli keşiflerden biri de 19. yüzyılda ortaya çıkan ve mekanik modelle açıklanamayan yeni bir kuvvet çeşidine sahip olan elektrik ve manyetizma kavramlarıdır. Bu alanda en önemli katkıyı ise Faraday ve Maxwell yapmıştır. Faraday ve Maxwell, hem elektrik ve manyetik kuvvetlerin etkileri üzerinde, hem de bu kuvvetlerin kendi doğaları üzerinde yoğun çalışmalar yapmış, ‘kuvvet’ kavramını ‘alan’ kavramıyla değiştirerek yeni bir açılım sağlamışlardır. Bu iki bilimadamı, elektrik ve manyetik alanları keşfedip bu alanların maddelerden bağımsız olarak kendi gerçekliklerinin olduğu tanımlamalarını da yaparak ilk defa Newton fiziğinin ötesine geçebilen bilimadamları olmuşlardır. Elektrodinamik adı verilen bu teoriyle beraber ışığın boşlukta dalgalar şeklinde çok hızlı bir şekilde ilerleyen bir tür elektromanyetik alan olduğu su yüzüne çıkmıştır. Bu gelişmelere rağmen bilim dünyasında artık bir dogma haline gelmiş olan Newton’cı düşünme şekli hala kırılamamış ve Maxwell bile bu durumun farkında olan bir bilimadamı olarak bilim dünyasına uyum sağlamayı seçmiş, elektormanyetiği Newton kurallarıyla açıklayamayacağını bildiği halde keşiflerini mekanik kurallarla açıklamaya çalışmış, elektrik ve manyetik alanları esir maddesindeki mekanik gerilimler olarak betimlemiştir. Bilim dünyasındaki bilimadaları üzerinde süregelen bu Newton’cı dogmadan kaynaklanan baskı 20. yüzyıla kadar sürmüş, bu baskıyı ancak Einstein esir diye bir maddenin olmadığını, elektromanyetik alanların kendi kendilerine bağımsız varlıklar olduğunu ve bunların mekanik kurallarla açıklanamayacağını vurgulayarak kırabilmiştir.

 

19. yüzyılda elektromanyetizmanın, doğanın ancak Newton mekaniğiyle açıklanabileceği fikrini tahtından indirmesiyle beraber aynı zaman diliminde etkisi bugünlere dek sürecek olan başka bir düşünce trendi, evrimci düşünce yönelimi ortaya çıkmıştır. Evrim ilk olarak jeoloji bilimi içinde, fosillerin ayrıntılı incelenmesiyle beraber Dünya’nın bugünkü haline, geniş zaman dilimleri içinde seyereden doğal kuvvetlerin sebep olduğu sürekli bir gelişim süreci sonucu geldiği düşüncesi şeklinde kendini göstermiştir. Evrimsel düşünce yönelimi sadece jeologlar tarafından benimsenmemiş, 18. yüzyılda Kant ve Laplace tarafından ortaya atılan güneş sistemi teorisinde ve Hegel ve Engels’in politik felsefelerinde de evrimsel düşüncenin kökenini oluşturan sürekli gelişim kavramıyla hayat bulmuştur. Tüm bu altyapıyla beraber evrim düşüncesi kendini, biyolojideki türlerin evrimi teorisinde artık en tepe noktaya taşımıştır.

 

Evrim düşüncesini biyolojide ilk olarak Darwin değil, aslında 19.yüzyılın başlarında Lamarck ortaya atmıştır. Darwin, Lamarck’ın bu teorisi üzerinde çalışıp ortaya kanıtlar sunarak teoriyi güçlendirmiştir. Newton’ın Principia adlı eseri nasıl fizik bilimini 20.yüzyıla kadar şekillendirdiyse, Darwin’in Türlerin Kökeni adlı eseri de tıp bilimlerini bu güne dek şekillendirmiştir. Evrim teorisiyle beraber bilimadamlarında, evreni bir makine gibi görme inancı da yavaş yavaş zayıflamaya başlamıştır, çünkü bu teoride basit formlardan sürekli bir gelişim ve değişim içinde başkalaşarak ortaya çıkan karmaşık sistemler vardır. Bu yeni düşünce yönelimi tıp bilimlerinde hızla ilerlerken, fizik biliminde de ama ters yönde bir süreç içinde olmak üzere kendine yer bulma imkanına kavuşmuştur. Çünkü biyolojideki evrimde sistemler artan düzene doğru ilerlerken, fizikteki evrimde sistemler artan düzensizliğe doğru ilerler.

 

Bir önceki yazımızda fizikçilerin ısı teorisini, Newton’ın mekanik kurallarını uygulayarak oluşturduğunu belirtmiştik. Fizikçiler bu yolla, yeni bir bilim dalı olan termodinamiğin temellerini atmıştır. Termodinamiğin birinci yasası, enerjinin korunumu kanunudur. Bir sistemdeki toplam enerji, form değiştirse de hep aynı kalır ve azalmaz; mesela elektrik enerjisi hareket enerjisine ve ısı enerjisine dönüşebilir, ama toplamda enerji azalmadan hep aynı kalır. Bu kuralın uygulanması sayesinde buhar motorları icat edilebilmiştir. Termodinamiğin ikinci yasası ise enerjinin dağılımı ile ilgilidir. Her ne kadar sistemdeki toplam enerji aynı kalsa da fayda sağlayacak olan enerji ısı, sürtünme, vs. gibi formlara dönüşerek sürekli bir azalma içindedir. Termodinamiğin bu ikinci yasası, 19.yüzyılın başlarında Sadi Carnot tarafından ortaya atılmıştır. Böylece fizikte, sürekli ileriye doğru giden bir zaman okuna benzer şekilde geri döndürülemeyen süreçler kavramı oluşmuştur. Termodinamiğin ikinci yasasına göre fiziksel olaylar düzenden düzensizliğe doğru tek yönde yol alarak ilerler. Mesela mekanik enerji her zaman, tümüyle geri kazanılması mümkün olmayan ısı enerjisine dönüşür.

 

Fiziksel sistemlerdeki bu düzensizliğe doğru seyreden evrimi açıklayabilmek adına fizikçiler, bir sistemin düzensizlik derecesinin ölçümü olan ‘entropi’ adında yeni bir nicelik türetmişlerdir. Termodinamikte evrenin entropisi veya düzensizliği, bir bütün olarak sürekli artan bir eğilimdedir. Buna göre evren makinesi, artan düzensizlikle beraber bir gün mutlaka duracaktır. Bu durum, biyolojideki sürekli artan bir düzene doğru giden evrimle çelişki oluşturmaktadır. 20.yüzyıla girilirken evreni bir makine olarak gören Newton’cı görüşe artık yaşam formlarının artan bir düzen ve karmaşıklıkla ilerlediğini savunan evrimci görüş ve evrenin sürekli artan bir düzensizliğe giderek belli bir süre sonra yok olacağını öngören termodinamikçi görüş eşlik etmektedir. Peki bunların hangisi doğrudur? Bunu da yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde ele alacağız.

 

Yazı dizimizin üçüncü, dördüncü ve bu beşinci bölümlerinde özellikle fizik bilimini şekillendiren Newton’cı mekanik dünya görüşünü irdelemeye çalıştık. Bundan sonraki birkaç yazıda ise hücre biyolojisi, mikrobiyoloji, genetik gibi tıp bilimlerini şekillendiren mekanik dünya görüşünü irdeleyeceğiz.



Bu yazı 102 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI